AŞK VAR MI ÜSTAT?

AŞK VAR MI ÜSTAT?


– Aşk var mı üstat?

– Yok mu?

– Bilirsin, ben anadan doğma aşığım. Neşet Ertaş öyle diyor. “Biz anadan doğma aşığız.

Neye? Güzele. Güzel kim? İnsan!”

– Türküsünde mi diyor? Hiç hatırlamıyorum.

– Yok bir konuşmasında. İnsana âşık olmak. Bunu anlamıyorum. Uyduruyorlar gibi geliyor

bana. İnsan diye bir insan yok ki!

– Uyduramadığın için böyle düşünüyorsun.

– Demek ki uyduruk!

– San’at ne kadar uyduruksa! Hatta çoğu değerlerimiz, inançlarımız. Kutsal diye bellediğimiz

ne varsa onların uyduruk olduğu kadar.

– Yok mu diyorsun üstat? Doğru doğru, dosdoğru söyle!

– Bu belirsizliği çözecek olan sensin. Yok diyorsan yoktur. Var dersen…

– Var deyip beklemek mi gerek? Ya gelmezse? Ya, aşk diye yaşadıklarımız yalansa?

– Fizyolog arkadaşlarımızın bu konuda kesin bilgileri var. Sana öyle hormonlar aşılarlar ki

yandım aşkın elinden, ah, minel aşk dersin!

– Hormonlara mı bakacağız? Bir gün fizyolog, nörolog arkadaşlar aşk ölçerlerini alıp, âşık

mıyım değil miyim anlayabilecekler mi? Aşkın semptomları var mı üstat?

– Bana ikide birde “üstat” deyip durma. Aşkın mı üstadıyım sence?

– Bilmem. Sanki birşeyler biliyor da söylemiyor gibi duruyorsun.

– Bilmiyor muyum? Bilmeye değil de yaşamaya çalışıyorum. Fizyologlara ise saygım var.

Çalışmalarının boş olmadığını sanıyorum. İçlerinde kötü yobazlar var. Aşkı şırıngalarının

ucunda sanıyorlar. Neşterlerinin ucunda belki. Aşk belirtileri göstermekle aşkı yaşamak aynı

şey değil.

– Sahi mi? Ne fark var?

– Aşk bir irade ile yürür. Emekle yapılanır. Aşk kazanılan birşeydir. Çok çalışarak.

– Yine atıyorsun, üstat. Senin aşk çalıştığını hiç görmedim ben. Okur, düşünür, müzik dinler

ya da mırıldanırsın. Gözlerin dalar dalar gider. Aşk mı çalışıyorsun böyle anlarda? Aşk nasıl

çalışılır?

– Reçete istiyorsun yine. Seni aşk engelli kılan da bu. Okşamayı bilmiyorsun!

– Hoppala! Ne demek “okşamak”? Nasıl bilinir?

– Bilinmez elbette. Senin beklediğin anlamda. Formüllerle. Kalıplarla. Kurallarla. Belirgin

kurallarla. Okşamak, belirsizlik içinde ilişkinin önemli bir özelliği. Fizyolog, nörolog

arkadaşlar onun da akış diyagramını çıkarırlar. Kimyasını, elektroniğini bulmaya çalışırlar.

Çalışsınlar. Okşamayı okşayarak anlamanın ardındayım ben.

– Levinas’tan esinlenmişsin anlaşılan. Hiç anlamadığım, karanlık bir adam! Aşkı anlamak

için bunca karanlık adamı okumak zorunda mıyız? Ya palavracı, uydurukçu ya da karanlık

adamlar aşk diye bir şey tutturmuş, konuşup duruyorlar. Anladım ki aşk falan yok. Basit bir

doğa olayı. Bizim mahalledeki kızgın kedileri gördükçe acıyorum hallerine. Bir erkek kedimiz

var. Kızların peşinde koşacağım diye bir deri bir kemik kaldı zavallı. Dişilere de acıyorum

doğrusu. Erkek kediler canlarını çıkarıyor.

– Bitti mi?

– Kızma üstat! Bilimin araştırmaları bitmez. Bırak bu “okşama” falan filanını…

– Falan filanı anlamazsan aşka hep uzak kalacaksın. Bilim ayrıntılardadır. Bunu sana

öğretmediler mi?

– Doğru dürüst anlatmıyorsun ki! Bak ben kırkına yaklaşan bekâr yakışıklı bir erkek olarak,

aşk konusunda şunu çok iyi biliyorum: Bir elektriktir! Kızı görüyor ve çarpılıyorsun! Kızlar

ikiye ayrılıyor; Elektriğiyle uyuştuklarım ve uyuşmadıklarım! Uyuşunca aşk oluyor. Elektrik

bitince aşk da bitiyor!

– Senin aşkla elektriğin uyuşmadığı için aşkı anlayamıyorsun.

– “Aşkla elektrik” diye bir şey olmaz! Elektrik kızlarda olur. Âşık olduğun kişiyle.

– Yine de kuşkuların var. Gelmiş bana aşk var mı diye soruyorsun. “Evet” diyeceğim bile

bile. Olmadığını söyleyecek “üstat”ların sayısı daha çok! Entel barlara bir uğra! Akademisyen

takımının çoğu inanmaz aşka. Ya da inanıyormuş gibi yaparlar. Dar kafalı görünmeyelim

diye. Bence kuşkularını besle! Kimi, sence tuhaf insanlar, aşk denen bir yaşantının içindeler.

Zangır zangır yaşayanları var. Kim onlar, neden yaşıyorlar bir bak. Bir de aşkı yüceltip

bir türlü yaşayamayan nörotik, takınaklı insanlar var. Aşkı yaşamam gerek deyip, önlerine

çıkan “güzel insanları” sevmeye çalışırken, züccaciye dükkânına girmiş fil gibi herşeyi kırıp

geçiriyorlar. Aşk bir duyuş, bir tavır işidir. Yaşama anlam vermekle ilgili. Âşık insan olma

bir karaktere sahip olmak demektir. Âşık her şeyini aşkla yapar. Acılardan, yalnızlıktan,

terkedilmekten, ihanetten korkmaz. Senin izlediğin bilim insanları işlerini aşkla yapıyorlarsa

aşkı anlarlar. Semptomlarından fazla bir şey olduğunu götrürler aşkın.

– Aşk var mı üstat?

– Yok mu?

+ There are no comments

Add yours