Bazıları ölür…

Bazıları ölür…


Celaleddin demiş ki ölmeden önce bir kez ölmek lazım. Bunu daha O demeden eski Yunanlılarda yanlış anlayanlar olmuş, dünyaya gelirken tercih hakkımız yoktu bari giderken kendi isteğimizle gidelim deyip toplu intihar olaylarına girmişler, bazı felsefe okulları olarak.
Bazı dini inanışlar gereği ya da meditasyon gereği ölmeden mezara girip ölümü anlamaya çalışanlar da olmuş, hala da vardır bir yerlerde. Varoluşçuluk ise der ki hayata geldiğimiz andan beri sürekli savrulup duruyoruz oradan oraya ama bir ara durup da ben kimim diye sorduğumuz anda işte ölmüş oluyoruz. O andan itibaren yeniden yaşama bağlanmak için sebepler üretiyoruz kendimize, ne için yaşadığımızı soruyoruz. Elimizdeki hayatı nasıl değerlendireceğimizin planlarını yapmaya başlıyoruz. Hiç kimse Aziz Nesin’in yazmadan önce yaşadığından bahsetmez. Aziz kendine sürekli sen kimsin Aziz? sen nesin Aziz? diye sorduğu için Nesin soyismini aldı. Sadece soyismini de değil kendi yaşamını da aldı. Çoğuna göre basit anlamda varoluşuna bir anlam yükledi. Bazıları her sabah uyandığında sanki yeniden doğmuş gibi sevinir, uyku ölüm gibidir onlara. Bazıları bu sebepten uyuyamaz bile. Bazıları bu sebepten gündüz uyur herkes uyanık ya etrafında onların nasıl olsa kendisini izleyeceğini düşünür, kendisi ise geceleri herkes uyurken onları izler. Bazıları ölümü aklına getiren herşeyden kaçar sürekli, bazıları ölümü düşünerek yaşayamazsın der, bazıları yaşamı sadece ölüme hazırlık olarak görür, bazıları için ortalama insan ömrü çok uzundur, ölüm onun için hep erkendir, bazıları için ise ölümü beklemek o kadar uzundur ki, yaşamın her anının tamamen bilincindedir, bazıları için ölüm sadece başkalarının başına gelir, kendinin hiç ölmeyeceğini sanır, bazıları anlamsız ölümleri kabullenemez, henüz yeni doğmuş bir bebeğin ölümü onun ölüm hakkındaki bütün düşüncelerini silip götürür. Bazıları ölür, bazıları da ölür…

1 comment

Add yours

+ Leave a Comment