Kendi düşmanlarını yaratmak…

Kendi düşmanlarını yaratmak…


Her türlü kötüyü kendimiz yaratıyoruz. Biz iyi olalım diye karşımıza kötüleri yaratıyoruz. Zengin olmak veya başarılı olmak istiyoruz bu hayatta. Ama bunların hepsi başkalarına göre göreceli değil mi?

Biz zenginleşiyorsak, başkalarına göre zenginleşiyoruz. Başkalarını fakirleştirerek zenginleşiyoruz. Başarılı olursak bir sınavda, diğerlerini başarısız kılarak yapıyoruz bunu. Bir durum karşısında kendimizden fedakarlık verirken, başkalarının bizim hakkımızı yemesine izin veriyoruz, biz iyi olalım diye, başkalarını kötü yapıyoruz. Doğada bir ortalama yaşam standardı bulup, kendimizi ona göre ayarlamıyoruz, o çizgiyi hep geçiyoruz. Geçtikten sonra da ardımıza bakmıyoruz. Kimse ben yaşam standardıma ulaştım deyip durmuyor artık, hep dahasını istiyoruz. Olmamasını istediğimiz her şeyin zıttını kendimize alıp kalanını başkalarına bırakmak üzere biz yaratıyoruz. Kendimize cennet kurmak için kaçabileceğimiz bir cehennem düşünüp orası için insanlar arıyoruz. Çünkü ancak birilerinin cehennemde yandığını düşünerek cennette sıkılmayacağımızı düşünüyoruz.

3 Comments

Add yours
  1. 1
    ayhankenan

    Bir de “olgunlaşmak” diye bir şey var. İnsanlar hayatının hangi devresinde olursa olsun kendini çok olgun hissetmeye başlıyor ya da olmaya çalışıyor. Çevremizdeki insanlar “çocukluk etme ” diye bizi küçümsüyorlar. Başlıyolar bize nasihat vermeye, “bunu yapma, şunu yap” diye hayatımıza yön vermeye çalışıyorlar. Halbuki kendi düştükleri çukurları gösteriyolar nasihat olarak ama sanki hayatta başka çukur yokmuş gibi kendilerinde nasihat verme haklarını buluyorlar, en doğru yolu onlar biliyormuş gibi ağızları durmuyor. Hayatta 24 yaşında kendini çocuk düşünmek küçümsenecek bir durum değil, hatta övünülecek bir durum. Çocuklar sürekli keşfeder, hayat onlara yabancıdır ama tanımaya çalışırlar. Halbuki 24 yaşında kendini olgun düşünenelerin durumu övgüye layık değil, küçümsenecek bir durum. ” olgun insan” dediğimiz kişi artık hayatta yeni şeyler keşfedemez, elindekilerle hayatına devam etmeye çalışır ve sürekli yanılır.

  2. 2
    kemal

    Bu konuda benzer bir şeyler ben de düşünmüştüm ama saçma gelir başkalarına diye kimseye bir şey dememiştim, zaten etrafımda bu konuları konuşabileceğim pek fazla kişi de yok. Sonra da unutup gitmiştim. Sanırım bu tür duyguları hissettiğim zaman, yazıya dökmem gerek ki sonra onları anlayıp iyi bir şekilde yönlendirebileyim. Yoksa en güzel düşünceler bile bir anlık geçici heves olup uçup gidiyor…

  3. 3
    ayhankenan

    Kemal senin düşüncene benzer olarak Franz Kafka’nın bir sözü geldi aklıma.”İki sayfa yazı yerine, iki saat yaşamak daha iyi demeyin ; Yazı daha yoksul ama daha açık..” Gerçekten de yazmak ve yaşamak gibi iki farklı yanı var hayatımızın. İkisi de birşeylerden yoksun. Mesela yazmak dediğimizde yazmaya başladığımız an ile okumaya başladığımız anda büyük bir duygusal fark vardır. O anı yaşamak eşsizdir ve bir daha tekrarlanmayacaktır. Tekrarlanmaması zaten onu güzel yapıyor ya.O yazıyı tekrar tekrar okusak bile aynı duyguyu edinemeyeceğizdir.Fakat yazının da güzel yanı var. O bu hayatta yaşadığımımızı hatırlatıyor, bize bile. Çok ilgisiz bir yerde aklımıza öyle bir konu geliyor ki onu unutmaya kıyamıyorsunuz. Bana çok olmuştur , yanımda kalem kağıt olsa da yazsam bişeyler diye. Aynı şekilde , felsefe tarihinden bir örnek geliyor aklıma. Sokrates hiç bir şey yazmamış fakat Platon yazmış.Sokrates ne kadar bilge insan olursa olsun günümüzde onun var olduğundan bile şüphe edenler oluyor. Her neyse uazatmıyorum. İşte yazı kalıyor da bizim elimizde kalitesiz oluyor ya.

+ Leave a Comment