Kendi romanında baş karakter olamamak!

Kendi romanında baş karakter olamamak!


Bir zamanlar, karşıma çıkan her olayı bir roman senaryosu olarak düşünür, kendimi de baş karakter yapardım hiç düşünmeden, belki de doğrudan öyle algılardım kendimi. Sonrasında ise bu baş karakterin karşısına çıkan olaylara nasıl tepki vereceği, bu tepkiler sonrası gerçekleştireceği davranışları olurdu üzerine düşüneceğim meseleler. Ve tabii ki ya iyi ya da kötü olarak bir yargıya varırdım. Başka bir deyişle ahlaklı ahlaksız davranışlar. Bugün kendime baktığımda ise “şuan bunları yazarken bile sadece gülüyorum” İçimde attığım sessiz çığlıklar var mı? Yoksa kendime bile hissettirmeden içten içe ağlamakta mıyım? Bunların cevabını şuan bilmemekle birlikte öyle olduklarını sanmıyorum. Ama şundan eminim artık “bu iyi bu kötü” veya “bu ahlaklı bu ahlaksız” demiyorum. Hatta daha komiği, hala karşıma çıkan olayları bir roman havasında izliyor olmama rağmen, kendimi baş karakter yapamıyorum bu romanda 😀 Bak yine güldüm, tam ciddi bişeyler yazayım diyorum, bi gülme geliyo 😀 gibi oldu bu. Neyse insanın kendi hayatında baş karakter olmaması nemenem birşeymiş artık onu anlamaya başladım. Asıl meselenin iyinin ve kötünün ötesinde bir yerlerde olduğunu kavramaya başladım. Herhalde “büyüdüm anne, büyüdü pabuçlarım, evler büyüdü, yollar büyüdü” demem gerekiyor bu duruma. Ha bir de çok güçlü bir egom vardı benim, artık yok, silindi gitti. Şuan bulunduğum noktada sanırım artık baş karakter olabileceğim bir roman yok, artık sizlersiniz baş karakterler, siz oynayın açık perde bırakırsanız ben de izlerim…

+ There are no comments

Add yours