Nasıl oluyor bu aşk?

Nasıl oluyor bu aşk?


-Hocam nasıl oluyor bu aşk işleri ya?

-Nasıl olduğunu söylersem aşk olmaz.

-O nasıl oluyor ya!

-Evet, en güzeli de bu değil mi ? bilmiyorum nasıl olduğunu.

 

 

-Ha ha ha, Hocam sen mantık adamısın. Bilimin tarih boyunca yüklerinden nasıl kurtulduğunu geçen hafta bana öyle bir anlattın ki hiç unutmayacağım gibi geliyor bana. Nasıl oluyor da bu konuda rahatlıkla böyle konuşuyorsunuz? Ben olsam neyse. Bizim gibi insanlar en fazla okeyden taş çalmanın mantığını bilir. Geriye kalan her şey Allah’tandır deyip geçeriz. Mesela ben bile hanımla evlenmeden önce bir çok şeyi düşündüm.  Ben  siyah saçlara bayılırım mesela. Bir de hayat anlayışlarımız aynı olmalı değil mi? Yoksa nasıl anlaşırız. Bak ne güzel seviyorum hanımı vallahi.

-Çok şey dedin be Üstat. Bi nefes alayım önce. Heh şimdi. Hep bir akıl mantık işidir gidiyor. Ne kadar mantıklı o kadar gerçek diye bir tutum var. Halbuki bu hiç doğru değil. Televizyonunu açtığında bilim adamlarını duyarsın. “Bilim adamları bunu da açıkladı” diye. Sanki hayatımızda bir karanlık var ve oraya bir fener tutuyorlar. Ve aşk gibi bir çok konu “açıklanacak”, “anlaşılacak” diye bir beklenti var. Tamam bilim tarihinde mantığa çok ihtiyacımız var. Fakat şimdiye kadar atamadığımız ve atamayacağımız bir “yük” var, insan olmak. İnsan olmak mantıklı olmak demek mi? Hayır. İnsan bir çok aletin bir birleşimi ve mantık bunlardan biri. Bu aletlerin birini kullanarak diğerini anlamak için bu aletlerden daha üstün, ikisini ayırt edecek başka bir alet olmalı, öyle değil mi?

-Yordun beni Hocam ya!

-Evet, neden biliyor musun? Çünkü sen çorbayı çatalla yemeye çalışıyorsun. Her daldırışında bir şeyler alırım karnımı doyururum diye umuyorsun. Fakat her seferinde elin boş kalıyor. Çorba kaşıkla yenir. Neyi nerede kullanman gerektiğini bileceksin. Senin tüm amacın budur, bu hayatta. Seçim ve irade burada başlar. Mesela hanımının özelliklerini anlatırken bana sadece saçının telinden ve karakterinden bahsettin.  Fakat onun özellikleri bundan çok fazla. Hayalindeki kadını anlat bana desem en ince detaylarına kadar ve bu kadını karşına anında çıkarsam ona aşık olmayabilirsin çünkü aşk sipariş üzerine çalışmaz. Daha önce sevdiğin kadınların özelliklerini cımbızla alıp ortaya bir kadın çıkartamazsın. Aşık olduğun kadında her zaman hayallerinden fazlası olacaktır. Çünkü mantığın bu fazlalığı kavrayamaz. Ve aşk kendi kendine ortaya çıkmaz. Elbet ortada aşık olunan biri olacak.

-Hocam, hani bilmiyordun aşkı gayet anlatıyorsun bana.

-Ha ha, bakıyorum da oltalıyorsun beni.

-Ee Hocam boş durmuyoruz burada.

-Üstat,benim babam öldü. Ben baba sevenlerdenim. Ve maalesef bir çok babası ölmüş insan tanıdım. Babasının ölmesi ne demek olduğunu çok kişiden duydum. Ve herkesin farklı babaları olmasına rağmen aşağı yukarı aynı şeyleri anlattılar. Bunları duydukça, hiç yakıştırmasam da bir gün babam ölürse az üzülürüm diye ümit ettim. Geceleri uyurken hep babamın ölmesini düşündüm. Senaryolar uydurdum. Ne oldu biliyor musun? Babam öldü. Bir şey beni aldı götürdü. Ben o dünkü ben değildim. Yaşadığım anladığım her şey daha farklı geliyordu bana. Anlatılan o şeylerin hiçbiri anlatıldığı gibi kalmadı. O sözcükler yepyeni anlamlar kazandı. Bazı konularda başına gelecekleri biliyor olman gerçekleri değiştirmiyor. Bu gibi olaylar başına gelince sözcüklerle anlatılamayacak yeni anlamlar ortaya çıkıyor. Aşk da böyle fıtratını anlatırım sana ama sanma ki sana aşkı anlattım.

-Allah rahmet eylesin Hocam, ama nereden nereye gittin ya! Mantık ile de yaşanılıyor be hocam. Mantık evliliği yapmak bana yabancı gelmiyor. Neden olmasın ki önemli olan beraber yaşayabilmek değil mi?

-Seçim Üstat, seçim çok önemli. Mantık ile yaşmak istiyorsan mantıklı yaşa. Ben mesele şekerpareyi çok severim. Ama sütlacı da severim. Şekerpareyi sevmek sütlacı sevmeme engel olmuyor. Ama ikisi de aynı anda yenmiyor. Mantıklı olarak aşık olamazsın. Aşık olup mantıklı davranamazsın. Çorbanı çatalla yemeye çalışırsan üstünü başını batırırsın.

-Karnın acıktı herhalde Hocam.

-Evet üstat, midem aşkını çağırıyor. Tabi işin şakası yemek söz konusu olduğunda aşk dışında her şey bekler yemek beklemez. Şimdi hatırladım hayat anlayışlarımız aynı olsun demiştin. Ben bunu hiç sevmedim.

-Hıh, ben bu işten hiç anlamıyormuşum ya!

-Babam öldükten sonra kendimi düşünmeye başladım. Geceleri herkes ya ölüm ya da ölümle ilgili ne varsa onu düşünür nedense. Şimdi ben varım, bugün ölürsem yok olacağım. Yani hiç mi olacağım? Hiçlik nedir diye gecelerce düşündüm. Hiçlik diye bir şey var olamaz çünkü var olmak hiçlik değildir. Sonra anladım ki olabilecek tek hiçlik “aynı” olmak demek. Farklı olmak bir anlam, yani varlık anlamına geliyor. Aynı olmanın çok bir anlamı yok, en fazla tekrar etmek oluyor. İki aynı insanın birlikteliği bir birliktelik değil. İki aynı insanın aşkında bir anlam yoktur. Farklılık anlam katar aşka. Kendine aşık olmak için bu kadar uğraşmanın bir gereği yok. Başkasını sevmek, bir başkalık gerektirir.

-Kafam patladı Hocam ya, hadi gidelim.

-Evet, bir kötü yönü de o mantığın. Mantık kafayı yorabiliyor. Ama gönül aşktan yorulmaz. Orada istediğin kadar alanda istediğin kadar koşabiliyorsun. Ne demiş Turgut Uyar :” üç kere üç dokuz eder…aşkın aşkla çarpımı nedendir bilinmez, garip bir biçimde hep sonsuzdur.” Neyse hadi bekletmeyelim, biraz da midemiz aşklansın.

+ There are no comments

Add yours